Bozkırkurdu

“Yalnızca kaçıklar için!”

“…beden her zaman tektir, içinde barınan ruhlar ise iki veya beş değil, sayılamayacak kadar çoktur; insan yüz zardan oluşmuş bir soğana, pek çok iplikten dokunmuş bir kumaşa benzer. “

“Nesnelerin başlangıç noktasında ne suçsuzluk yer alır, ne saflık; görünürde en ilkeli de olsa tüm yaratıklar daha yaratıldığı anda suçludur.”

(Bozkırkurdu, Hermann Hesse)

Yazar: Hermann Hesse
Çeviren: Kâmuran Şipal
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları


Kitap uzun bir önsöz ile başlıyor ve bu önsözde kitabın ana karakterinin altyapısı hazırlanıyor. “Yayıncı”nın teyzesinin evini kiralayan Harry Haller’in geride bıraktığı notlardan gerçek bir hikaye oluşturulduğu algısı ilk etapta okuyucuya işlenmek isteniyor.

Harry Haller’den, kendi deyişi ile “bozkırkurdu”ndan, 1900’lerin ilk çeyreğinin toplum yapısına dahil olan varoluşsal tartışmalar içinde hayatını sürdüren; entelektüel, yazar ve araştırmacı olarak bahsedilebilir. Dönemin Almanya’sı, savaştan yeni çıkmış ve milliyetçi akımların medya üzerinden toplumu birlik içinde tutma gayesi bulunan bir dönemdir. Orta sınıfı karşılayan burjuvazi, iktidar etrafında uyumlanmış ve kültürel hegemonyanın normalini oluşturmuşlardır. Haller’in kendisini bozkırkurdu olarak nitelendirmesi, kendi içindeki ruhsal bölünmüşlüğü simgeliyor. Kurt olarak tanımladığı kısım, dönemin “normal insan” kalıbı dışında kalan her şeyi tarif ederken; “insan” tarafı, topluma ayak uydurduğu ve bundan zevk aldığı şeylerin bütününü anlatıyor.

Aslında Harry tamamen toplumdan sıyrılmış bir karakter değil; entellektüel birikimi ve zekası ile etkileyebildiği ölçüde seveni olan bir insan. Fakat yeterince düşünmüş her insan gibi o da her anını olumlu veya olumsuz anlamdırmaya çalışmış gibi görünüyor. Burada anlatmak istediğim; insanın varoluş çabasını ve bunu taçlandırmaya çalıştığı her eylemini, bir ajanda ile yaptığı algısı mevcut. Bu ajandayı da yukarıda belirttiğim iki kısma ayırarak, belki de bunlar üzerindeki eleştirilerini daha kolay yapabilir bir hale gelmiş.

Harry özünde, anti militarist ve burjuva düşmanı bir düşünce yapısı inşa ederken; yeri geldiğinde savaş yanlısı aşırı milliyetçi tiplerle dost olabiliyor veya özellikle burjuva semtlerinde ikamet etmeye çalışıyor. Bunun yanında maddi açıdan hali vakti yerinde; hatta hisse senedi yatırımı yaparak, o çok eleştirdiği anonim şirketler üzerinden para da kazanıyor. İşin ekonomik açıdan sınıfsal yönü bir yana, entellektüel açıdan da bir klasikçi sayılabilir. Bu nedenle sanatta yeniyi benimseyenleri kendi zihni açısından tehlikeli buluyor. Hatta toplumun belirli alt kesimlerine karşı da önyargılı. Aslında bu özelliklerin çoğu Harry’i “insan” tarafına yaklaştıran şeyler.

İnsan tarafı içerisinde farklı statülerde dolaşması, onu kurt yanından uzaklaştırırken; başta yarattığı ikiliğin sağladığı kolaylık kayboluyor. Diğer yandan bu onun için bir kaçış planı diyebilirim. Çünkü kurt tarafının hakim olduğu her anın sonunda ölüme daha da yaklaştığını hissediyor. Yani mantığın sönümlendiği tarafta kalmadan kaçılabilecek bir üçüncü yolun benimsenmesi ömrü uzatıyor.

Harry’nin Hermine ile tanışması bu üçüncü yolun ışığını yakıyor. Hermine’nin ona kılavuz olduğu hayat, onu gitgide bozkırkurdundan uzaklaştırıyor. Bu uzaklaşma daha çok zevke yakınlaşma ile oluyor. Bu nedenle altyapısının sağlam olduğu söylenemez. Fakat bu yol göstericilik Harry’nin hayatına daha fazla insanı kattığı için aynı zamanda bir sosyal devrime yol açıyor.

Kitabın son bölümleri oldukça tiyatral ve gerçeklik algısını oturtmak oldukça zor. Ama burada anlatılmak istenen şeyin saf doğruluğunun, olayların veya karakterlerin gerçekliği ile çok da alakalı olmadığı gözüküyor.

Bozkırkurdu ve insan üzerinden iki ruh ile başlayan kişilik kavgası, onlarca ruhun ziyareti sonunda; ilkine yenik düşmesiyle sonlanıyor.

Serdar AYKUN