Tatar Çölü
“Ama bir noktada, belki de içgüdüsel olarak, insan geri döner ve arkasındaki bir kapının kapanarak dönüşü olanaksız kıldığını fark eder. İşte o zaman, bir şeylerin değişmiş olduğunun ayırdına varırız, güneş eskisi gibi kıpırtısız değildir, hızla hareket etmektedir; ne yazık ki, henüz bakmaya bile fırsat bulamadan, onun ufkun ucuna doğru hızla kaydığını, bulutların da gökyüzündeki mavi koylarda hareketsiz durmadığını, birbirlerinin üzerine çıkarak kaçtıklarını, iyice acele ettiklerini görürüz; zamanın geçtiğini ve günü gelince yolun zorunlu olarak son bulacağını anlarız.” (Tatar Çölü, Dino Buzzati)
Yazar: Dino Buzzati
Çeviren: Hülya Uğur Tanrıöver
Yayınevi: İletişim Yayınları
Kitap, yeni mezun bir teğmen olan Giovanni Drogo’nun ilk tayinine giden yol hikayesi ile başlıyor. Ulaşılmak istenen yer Bastiani Kalesi. Bu kale bir sınır karakolu görevi görse de karakterlerden birinin anlatımıyla; “endişe uyandırmayan, ölü bir sınır ucu” olarak nitelendirilebilir.
Drogo’nun özellikle bu kale için başvuru yapmamış olması ile birlikte; konumu ve söylentiler dikkate alındığında, hissettikleri kötü bir hikayenin başlangıcına yakın. Bu nedenle gider gitmez oradan ayrılmanın yollarını arıyor. İlk gün binbaşının, dört ay sonraki muayenede alacağı bir sağlık raporu sayesinde ayrılabileceğini söylemesi biraz umut veriyor.
Kale, evrenin geri kalanından farklı bir zaman mefhumunda, düzenli yorgunlukların bahçesi haline gelmiş durumda. Karakterlerin tamamının asker olması ve olayların da bir kale içerisinde geçmesi, bi nebze bu durumun sebebi olabilir. Bunun dışında sınırın diğer tarafındaki gizemli çölün varlığı da zaman içerisinde askeri tertibin diriliğini korumasını sağlamış. Kitaba da ismini veren Tatar Çölü, içerideki düzenin canlı kalmasını sağlarken, genel psikoloji üzerinde de çok etkili. O kadar etkili ki bu çöl üzerinden gelebilecek büyük bir saldırının sonucunda kahraman olmanın hayali, gençliğinin tamamını bu kale uğruna harcamış çoğu rütbeli askerin üzerine sinmiş durumda. Ama aynı zamanda bunun gerçekliğine dair başka kesim tarafından ortaya atılan inkar da mevcut.
Drogo dört ayını doldurup da muayene olmaya gittiğinde; farklı hissetmeye başladığını seziyor. Etrafında gördüğü muhteşem olmaya çalışan bu düzen ve bir amacın ete, kemiğe bürünmüş hali çekici gelmeye başlıyor. Burada benim tespitim, önceki hayatının görece renksiz geçtiğine yönelik. Yani başta korkutucu gelen bu kale atmosferinin doğduğu evin duvarlarından daha sıcak gelmesi ancak böyle anlaşılabilir. Yolda veya kaleye attığı ilk adımda; ormanda kaybolmuş bir çocuk gibi annesinden ve evinden bahseden Drogo’nun 4 ay içerisinde geçirdiği bu değişim, kaderini kilitliyor.
Giovanni sahte sağlık raporu ile kaleyi etmeyerek ait hissetmeye başlıyor. İlk gün sesinden uyuyamadığı sarnıcın su sesi artık farklı tınlıyor. Alışkanlıklar edinmeye başlasa da görevinin dördüncü yılında tayin hakkını isteyecek kadar da değişken bir ruh halini izliyor. Ancak bu talebinin haksız bir şekilde olumlu karşılanmaması onun kalede yaşayacağı uzun yılların başlangıcı oluyor.
Kalede kaldığı yıllar boyunca kendi kendini geçiştirdiği olayları ve en yakın dostlarının kaleden ayrılışını izlediğini düşünürsek; modern anlamda çalıştığı kuruma bağlılık yemini etmiş bir beyaz yakanın buhranına çok yakın bir psikolojiye sahip olduğunu söyleyebiliriz.
Drogo’nun, artık elli yaşını geçmiş ve içinde hala çölden gelecek savaş umudunu taşırken, başka bir muharebeye hazırlıksız yakalandığını görüyoruz. Hayatın ortalamasında, rasyonel davranmaktan çok duygularımızla hareket etmemizin getirdiği pişmanlıklar gün yüzüne çıkıyor. Pişmanlıktan kastım, bu duygunun karakterden bana geçmesinden kaynaklı değil, genel anlamda bir adanmışlığın veya zorunda kalmışlığın sonundaki yolun nasıl da özümüzden sıyrıldığını görmem nedeniyledir.
Keyifli bir okuma dilerim.
Saygı ve sevgilerimle.
Serdar AYKUN
