Zorba
“Kendini kurtarmanın tek yolu başkalarını kurtarmanın savaşını vermektir.”
“Sevdiğin insanlardan yavaş yavaş ayrılmak zehirdir. Bıçak gibi kesip atmak ve yeniden insanın doğal ikliminde, yalnızlığın içerisinde yaşamak daha iyidir”
“İnsan nedir, bu dünyaya neden gelir, ne işe yarar… Sanıyorum ki hiçbir işe. Her şey bir; karım varmış yokmuş, namusluymuşum namussuzmuşum, beymişim hamalmışım hepsi bir; yalnızca ölü ya da diri olmam bir değişiklik yaratıyor. Ha şeytan almış beni ha Tanrı…
(Şimdi ne diyeyim sana patron? Sanırım aynıya gelir.) Sonuçta gebereceğim, pis bir leş olacağım, dünyayı kokutacağım ve dünya soluk alabilmek için beni gömmek zorunda kalacak. Şimdi sözü açılmışken patron, sana korktuğum bir şeyi soracağım -başka da korktuğum bir şey yok- gece gündüz yakamı bırakmıyor: Yaşlılık patron, Şeytan alasıca yaşlılık korkutuyor beni! Ölüm bir şey değil, bir püff ve mum sönüveriyor ama yaşlılık büyük utanç.”
(Zorba, Nikos Kazancakis)
Yazar: Nikos Kazancakis
Çeviren: Harun Ömer Tarhan
Yayınevi: Can Yayınları
‘’Patron’’ olarak anılan baş kahramanın, Aleksi Zorba ile tanışmasını ve yaşadıklarını konu alan felsefi türde bir romandır.
Girit vapurunda Patron’un yanına gelen Zorba, onun nereye gideceğini öğrenir. Sonrasında henüz tanışmadan ‘’beni de yanında götürür müsün?’’ sorusuyla şaşkınlık yaratır. Patron’un yüzünde oluşan nedensellik ifadesine karşı sunulan, ’’insan, bir neden aramadan bir şey yapamaz mı?’’çıkışı ile arkadaşlığın ve yaşanılacakların başlangıcını oluşturacak ilk temas kurulur.
Aleksi Zorba en basite indirgenmiş hali ile sıradanlığın yarattığı geniş çerçeveden sıyrılıp, özgün ve belki de önemlisi özgür olmayı başarmaya yaklaşmış birisidir. Kendini keşfederken, hayatı kavramaya çalışmış ve çoğu düşüncenin insanlar üzerindeki anlamlarının aksine bilge bir tavır sergilemiştir.
Bilgeliğinin ve aklının onu ne denli özgürleştirdiğinin bile farkında değildir. Hatta ‘’akıl’’ insanın özgürleşmesinin en büyük karşıtıdır. Hesap yapmaya başladığın an özgür olamazsın, kararlar akıl süzgecinden geçtiğinde hasar alır ve kimliğinden sıyrılır.
Zorba yaşamı boyunca birçok farklı coğrafyada birbirinden özgü kültür ve sofralarda bulunmuş o yerlerde barınmak için bedeninin ona sunduğu kuvvet ve çeviklik ile çalışarak para kazanmıştır. Birçok farklı milletten patronları ve sevgilileri olan Zorba, zamanı geldiğinde ayrılmayı ve bağlanmadan özgürleşen yolunda yürümeyi bilmiştir.
Patron’un yol boyunca yaptığı keyifli sohbet, Zorba’nın onun için hem bir yaver hem de bir arkadaş olabileceği fikrini destekler. Zorbanın kendisi ile gelme talebini kabul eder ve birlikte
yaşamaya başlarlar.
Zorba keyiflendiği sırada çaldığı santuruna, kadınlara ve yemeklere oldukça düşkündür. Yaşının, kitabın tasvir ettiğinden yola çıkarak 55-60 arasında olduğu söylenebilir. Belki bu yazıyı
yazarken Zorba’yı hayal ettiğimde onu bu yaşlarda düşündüğüm içindir.
Ev işleri ve yemek yapmak gibi görevlerinin yanı sıra, işçiler ile maden ocağında çalıştıktan sonra sohbetle zamanını geçiren Zorbanın aksine, Patron yalnızlığına düşkündür.
Buda felsefesinden etkilenmiş ve içsel hazımsızlıklarını yenmek için bir solukta sayfalar dolusu yazıyı kaleme alabilen yetenekte biridir.
Patron’un derinliği okudukları ve üzerinde düşündükleri kadardır. Yemeği tatmadan kokusundan anlamaya çalışmak gibidir. Kadının içinde gizli ateşle yanmadan, mücadele etmeden ve gezmeden hayatı anladığı kadardır. Fakat tasvir edilen kısır kaynaklarının çok ötesinde yazı becerisi ve aklı, oldukça parlaktır. Kitapların içinde yaşayan biridir. El yazmaları ve kitapları ile katmanlanan düşüncelerinin izlerini kayıtlarken, farkında olmadan sağ duyulu ve incelikli bir ruha dönüşmüştür. Paranın hırsı ve sorgulayıcı hesaplamaları içinde bulunmamaktadır.
Zorba içinse Patron’un bu kadar alçak gönüllü olması, onu oldukça etkilemektedir.
İkisi de birbirine zamanla sıkı sıkı bağlanmakta ve birbirlerinin yüreklerinden şüphe etmeden derin bir sevgi ile güvenmektedirler.
Aleksi Zorba’nın yaşı ve yaşam biçiminden kaynaklı gördükleri ve düşüncelerini daha çok aktardığı, Patron’un ise konuşmaktan çok dinlemekten aldığı hazzı ve Zorba’nın yavaş yavaş etkisi içerisinde hayranlık duyması ile keyifli bir dönemi anlatmaktadır.
Oldukça etkileyici bu romanın, modern insana anlatmaya çalıştığı şey, özgür yaşamanın ahlakı üzerine düşünmesini sağlamaktır.
Zorba çalışırken fedakar ve lider olabilen fakat eve döndüğünde her şeyden sıyrılmış, bilge yeleğini giyebilen, tanıştığı kadınların güzelliklerinden izin verdikleri ölçüde istifade edebilen, yemeğinin tadını alabilen, gücünü ve genç olduğunu hisseden, yaşlanmanın korkusunu duyumsayan geri kalan hiçbir durumun kendisine endişe vermesine izin vermeyen, mülkiyet edinmeden her yerde her işte ve her koşulda yaşayabilen, işler yolunda gitse bile konu özgürlük ise ayrılmayı göze alabilen, etkileyici bir karakterdir. Kitabı bitirdiğinizde kendinizi kıymetli bir dosttan ayrılmış hissiyle bulabilirsiniz.
Ağırlıklı karakterler üzerinden, olay örgüsünü pek dahil etmeden anlatmak istediğim roman ile yolumun kesişmesinden kaynaklı kendimi şanslı hissetmekteyim.
Zorba ile gerçek hayatta tanışmak ümidiyle, iyi okumalar dilerim…
Can DAĞHAN
“Kadın serin bir pınardır, eğilip bakınca kendi yüzünü görürsün, içer de içersin ve kemiklerin
çatırdar. Ardından susamış başka birisi gelir, o da eğilip kendi yüzünü görür ve içer. Sonrasında bir
başkası daha… Pınar bu demektir; kadın bu demektir.”
“Yaşantım boyunca çok kez utanmışlığım vardır çünkü en yüce çılgınlığın -yaşamın özünün- bana
yapmamı haykırdığı her ne varsa ruhumu buna yeltenmekten alıkoydum”
“Doğru dürüst düşünmek için tasasızlık gerek, yaşlılık gerek, dişsiz ağız gerek. Dişsiz kalınca,
‘Ayıptır çocuklar, ısırmayın!’demek kolay. Ama daha otuz iki dişin birden duruyorken… İnsan
gençken canavardır, evcilleşmemiş bir canavardır ve insan yer!”
(Zorba, Nikos Kazancakis)
“
